Reklam Verenler

Balzac Goriot Baba – İnceleme

Goriot Baba

Balzac’ın gerçekleştiremeden öldüğü insanlık komedyası eserinin ilki Goriot Baba, Balzac’ın en önemli romanlarından biri. Öyleki diğer romanları bu ana gövdeden hareketle şekillenmiş, realizmin gelişimine büyük katkı sağlamış ve bu tarafıyla klasik edebiyatın yeri sarsılmaz eserlerinden biri olmuş.

Yalnız romanın ilk kısmlarından itibaren yaklaşık 60 -70 sayfa süren tasvirler okuyucuya mekan duygusu kazandırıp karakterleri anlatsa da okurun sabrını zorlar nitelikte. Biz modern edebiyatta betimlemenin işe yarıyacaksa kullanılması taraftarıyız yani anlatının bir yerinde sehpanın ayağından bahsediliyorsa ilerleyen bölümlerde büyük ihtimal oraya karakterlerden biri ayağını vuracaktır dolayısıya betimlemeler modern edebiyatta fazlasıyla işlevseldir. Balzac ise mekan duygusunu yaratmaktan ve estetik olmaktan başka bir amaç gütmez. Tabi bu aynı zamanda klasik edebiyatla modern edebiyat arasındaki bir fark yani bir eleştiri değil. Bütün o dünya klasiklerinde insan hikayelerinin uzun uzun verilmesinin sebebi de bu.

Ardından Balzac’ın çağını aşan bir şekilde didaktikliği amaç edinmeden, taraf tutmadan anlatma çabası var ama ne kadar başarılı oluyor bilemiyorum. Kadın’ın içine dahil edildiği genellemeler: onun ahlaksızlığın ve güvensizliğin sembolü gibi anlatılması, özellikle sosyetede boşanmanın neredeyse mümkün olmadığı 1800’lü yıllarda kadının niçin böyle anlatıldığını açıklıyor ancak yazarlar erkek olmasa ve boşanma günümüzdeki kadar normal karşılansa anlatılan kadın profili bu kadar korkunç olur muydu emin değilim.

Roman bende Madam Bovary’nin yarattığı o sarsıcı etkinin benzerini bırakmayı başardı. Bovary’yi okuduktan sonra da hayata dair ufak mutlu bir düş kuramaz olmuştum ama şimdi şimdi anlıyorum ki her iki romanda da istisnaya yer bırakmayan genellemeler var ve Nietzsche’nin de dediği gibi: “Bu da dahil bütün genellemeler yanlıştır!” şiarıyla bu pek doğru bir tutum değil. Günümüzde nitelikli edebiyatçıların tamamı genellemelerden vazgeçti.

Onun dışında Goriot Baba’nın son paragrafı ise bizim türk filmlerinin ilham kaynağı olmuş sanıyorum:

“Yalnız başına kalan Rastignac, mezarlığın yukarısına doğru birkaç adım yürüdü ve Seine’in iki kıyısı boyunca kıvrılıp yatan ve ışıkların parıldamaya başladığı Paris’i gördü. Gözleri Vendome meydanının sütunu ile Invalides’in kubbesi arasına, içine girmeyi istemiş olduğu yere takıldı. Adeta aç bir şekilde baktı. Bu uğuldayan arı kovanına, balını şimdiden emiyora benzeyen bir bakış gönderdi ve şu büyük sözleri söyledi:

-Şimdi sadece ikimiz kaldık.

Sonra da, topluma karşı ilk meydan okuma hareketi olarak, Madam de Nucingen’in konağına akşam yemeğine gitti.”

“İstanbul sen mi büyüksün? Ben mi? Yeneceğim seni?” lafına benziyor. Romanın sonunda hafif tebessüm ettim ama güzel roman en nihayetinde sevgili okuyucu. Klasikleri okumak lazım. Gelişimimizi görmek ve değişmeyen evrensel kusurlarımızı iyileştirmek için yöntemler keşfetmek adına klasikleri okumaya devam etmeliyiz.

Şimdilik görüşmek üzere. Yakında Edgar Allan Poe ile kapınızı çalarım. (Amma entelektüel gibi oldum he burunlarınızdan öpüyorum)

Gelen Aramalar:

  • goriot baba incelemesi
  • balzac goriot baba roman incelemesi
  • goriot baba inceleme
  • Gorıot baba kıtabı ıncelemesı
  • gorıot baba metnin incelemesi
  • goriot baba roman incelemesi


Bir Cevap Yazın

© 2013  Bazı hakları saklıdır.

iPortal Kodlayan: Özer Gül